Susmak...

Konuşacak o kadar şey varken neden susarız? Neden sustuklarımız konuştuklarımızı aşmış durumda? Susmak sadece konuşmamak mıdır, yoksa daha derin bir anlam mı saklar içinde? Biraz düşünelim bu konu hakkında, sahi nedir susmak?

Konuştuklarından çok sustukları vardır insanın aklında, konuştuklarından çok sustuklarını düşünür ve konuştuklarından çok sustukları acıtır canını.

Sustukları, bazen boğazında bir yumru,

Bazen gözlerinden akamayan yaşlar,

Bazen zihnini asla terk etmeyen anılar, 

Bazen kulaklarında yankılanan cümleler,

Bazen kalbini sıkıştıran duygular...

Bazen ise insanın içinde taşıdığı, yüzlerce küçük cam bilyeden oluşan bir yük. Ve dudaklarından yere dökülebilse bu küçük bilyeler, yeniden doğmuş gibi rahatlayacak belki...

Evet ağır bir yüktür susmak, ama konuşmanın fayda sağlamadığı durumlarda ne yapacağını öğrenmiş olmanın bilgeliğini taşır aynı zamanda. 

Anlatacaklarının ağırlığı altında ezilip, onları dudaklarından dökebilecek kelimeleri bulamamanın çaresizliğini taşır.

Söyleyeceklerine dair kendi içimizde yaptığımız uzun ve sancılı muhakemelerin sonucunu taşır.

Velhasıl susmak yalnızca konuşmamak değildir, bazen aslında konuşurken anlattığından çok daha fazlasını anlatmak demektir.

Peki ya sustuklarımız, onlar ne olacak? 

İşte onları da daha fazla kendimize yük etmeyip bizi, ne anlatacağımızı bizden iyi bilmesine rağmen dinleyecek olana anlatmak gerekir. Anlayacak ve bizi yargılamadan dinleyecek olana... İçimizde biriken bu yüklerin çaresi olabilecek kadar güçlü olana... Bize şah damarımızdan daha yakın olana...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Bu kisiyi tanıyorsunuz...

Degisimi kabullensek mi artık?