Bu kisiyi tanıyorsunuz...

 Ya siz, ya da bir yakınınız. Ama illa ki bu kişiyi tanıyorsunuz.

İçinde; zamanın büyüttüğü bir kartopu gibiydi öfkesi, her geçen dakika daha da güçlenecek ve nihayetinde devasa bir çığa dönüştüğünde; kalbini, aklını, tüm bedenini içine alacaktı. Büyümeden durdurulması gerekiyordu, ancak sanki kendi elinde değildi bu. 

İçinde gerçekleşen bu doğal afeti hiçbir şey yapmadan izlemek zorunda olduğuna kendini inandırmıştı. Gittikçe büyüyen öfkesine karşı mağduru oynuyordu. Bu role kendini o kadar kaptırmıştı ki artık öfkesinin galibiyetini yadsınamaz bir gerçek olarak görüyor ve mağdur olduğuna kendisi de inanıyordu.

Tüm suçu öfkesine atmak haksızlık olurdu. Tabi ki yaptıklarının sorumluluğunun epeyce bir kısmı onu bu kadar öfkelendiren şeye aitti. Bu düşünce öfkesinin artış hızını ikiye katladı. Onu öfkelendiren şeyi düşündükçe içindeki öfke daha da büyüyor ve büyüdükçe adam bütün dikkatini onu öfkelendiren şeye veriyordu.

Öfkesi, bu kısır döngünün kaçınılmaz bir sonucu olarak artık içinde tutamayacağı bir boyuta vardığında ise ağzından kelimeler suretinde karşısındakinin üstüne saçılıyor ve ona telafisi mümkün olmayan hasarlar veriyordu.

İçinde ne zamandır taşıdığı ve her ne kadar inkar etse de besleyip büyümesine katkı sağladığı bu yükün bir anda ağzından çıkıp etrafa saçılması onu her seferinde yeniden doğmuş gibi hafifletiyordu. 

Bu yüzden olsa gerek bir süre sonra öfkelenmek onda bir tutku halini aldı. Sırf öfkesini kustuğunda kavuştuğu rahatlama hissine sahip olabilmek için her yerde ve her zaman öfkelenecek sebepler aradı, genellikle buldu, bulamadığı zamanlarda ise kendince sebepler üretti. Ve her ürettiği sebepte onu öfkelendiren şeyler listesine bir yeni madde daha ekledi.

Öyle bir zaman geldi ki öfkelenmediği hiçbir şey kalmadı yeryüzünde. Havada uçan bir kuş, kuyruğunu kovalayan bir kedi, sokakta yürüyen insanlar, düğümlenmiş bir kulaklık, introsu bir türlü bitmeyen şarkılar, yazın sıcak, kışın soğuk... Aynı anda dahi o kadar çok şeye öfkeleniyordu ki öfkesini kusabileceği muhatabını seçmekte zorlanır hale gelmişti. 

Ve bir gün seçemedi de. Yıllarca içinde büyüttüğü öfkesi artık ne içinde tutabileceği bir boyuttaydı ne de karşısında bağırıp çağırarak bu yükten kurtulabileceği birini bulabilmişti.
Nihayetinde öfkesinin kurbanları arasında sıranın kendisine geldiğini anladı adam. Kendine verdiği zararı fark etti. 

Ve kendine öfkelendi bu sefer. 

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Susmak...

Degisimi kabullensek mi artık?